Gerekli Olan Hersey Katagorilerde

4/7/2007 - Canakkaleden 1Ask

Kategori: Duygusal
çanakkaleden bir aşk hikayesi
Heybeliada'daki Deniz Okulu'ndan mezun olan Ismail Türe, kendi gibi
Gelibolulu olan bir genç kizakaptirir gönlünü. Iki sevgili parmaklarina
nisan yüzügü taksalar da, birbirlerini çok seyrek görmektedirler. Ismail
Türe denizaltida muhabere subayi olarak görevlidir çünkü. Üstegmenin aklina
harika bir fikir gelir; nisanlisina isikli mors alfabesini ögretecek,
Çanakkale'den geçis yapacaklari geceyi planli oldugu için önceden bildirecek
ve böylelikle haberleseceklerdir.

Bogazi yüzeyden geçmekte olan denizaltinn kulesindeki denizciler sigara
içmekte, sohbet etmektedirler. Aralarindan birinin heyecanli oldugu her
halinden belli olmaktadir. Gelibolu kiyilarina geldiklerinde, karanlik
içindeki evlerden birinden bir el fenerinin yanip söndügü görülür: "Seni
seviyorum... " Arkadaslari gülümseyerek Ismail Türe'ye bakarken, genç asik
elindeki fenerle sevgilisine karsilik vermektedir. ..

Bu olaydan sonra iki sevgilinin aski düsmez olur denizalticilarin
dillerinden. Herkes, haberlesmek için kurulan isik yolunu konusur.
Arkadaslari "Evlen artik su kizla da, buradan her geçisimizde selamlasmayi
birak artik" diye takilirlar Ismail Türe'ye. Denizaltinin üstünün ve altinin
bir oldugu yagmurlu günlerde bile, Çanakkale Bogazin'dan geçilirken,
elindeki fenerle ask nöbeti tutan yakisikli denizci gözünü bir an olsun
ayirmaz Gelibolu kiyilarindan.

Yine bir gün, yirmi yedi yasindaki Üstegmen,
 Çanakkale'den geçecekleri gün
ve saati, denizaltinin ugradigi bir limandan haber verir nisanlisina.
Ege Denizi'nden Bogaz'a giris yapacaklarini, en öndeki denizaltinin kulesinde
olacagini bildirir. Genç kizin gözüne her zaman oldugu gibi, o gece de uyku
girmez. Büyük bir sabirla pencerenin önünde  oturmakta ve gözünü hiç
kirpmadan denize bakmaktadir.
 Fenerine yeni pil almis olsa da, arada bir
yanip yanmadigini kontrol eder yine de...

Birden, dev bir kararti belirir suyun üstünde.
Güneyden gelen bir denizalti,
penceresinin görüs sahasina girmistir.
 Genç kiz pencereyi açar ve gecenin
karanligina uzattigi elleriyle feneri yakip söndürür.
"Seni seviyorum... "

Kulede bulunan denizaltinin komutani
 Bahri Kunt isareti görünce gülümser:
"Hay Allah, bu kiz denizaltilari sasirdi.
Nisanlisinin denizaltisi bizim
önümüzdeydi..." Bir anlik tereddütten sonra
Birinci Inönü denizaltisinin
komutani Bahri Kunt, yanit gönderilmezse genç kizin telaslanacagini
düsünerek, karsilik verilmesini emreder.
Yanindakilerin "Ne diyelim
komutanim?" diye sormasi üzerine de sunlari söyler:
"Ebediyete kadar..."

O gece Üstegmen Ismail Türe'nin görev yaptigi
Dumlupinar, Çanakkale Bogazi'na giris yapan ilk denizalti olmustur.
 Ama, Gelibolu kiyilarina gelmeden Nara Burnu açiklarinda
Isveç bandirali "Naboland" adli gemi
tarafindan çignenmekten kaçamamis ve yarali
 bir balina gibi aci dolu sesler çikararak,

Çanakkale'nin karanlik sularinda kaybolmustur
 Her sey birkaç dakika içinde gerçeklestiginden, arkadan gelmekte
olan Birinci Inönü denizaltisi Dumlupinar'a çarpan
geminin yanindan habersizce geçerek,
Gelibolu'ya ulasan ilk denizalti olur.

Genç kiz, nisanlisindan haber almanin huzuru içinde
 basini yastiga koydugunda, genç denizci çoktan dalmistir
 "ebediyete kadar" sürecek olan uykusuna!...

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/7/2007 - Eros ile Psykhe Mitoloji

Kategori: Duygusal
eros ve psykhe - mitolojjik hikaye

Eros annesi Aphrodite gibi dünyaya güzellik ve neşe getirir,

insanların gönüllerini aşk ateşi ile yakar,

insanların mutluluklarını yada sonlarını hazırlardı.

Sırtında bir çift kanadı vardı.

Bu kanatlarla uçarak dünyayı dolaşır geçtiği yerlere çiçek kokuları saçardı.

Eros'un elinde her zaman okları olurdu.

Bu oklarla insanları kalplerinden vurur onları birbirlerine aşık ederdi.

Ve bir gün kendiside bir güzele aşık oldu.
Psykhe (Ruh) bir kralın üç kızının en güzeli idi.

Gerçekten o kadar güzel, o kadar alımlıydı ki görenler

onu Aphrodite sanıyorlar ona tapınıyorlardı.

Aphrodite bir ölümlü ile karıştırılmaktan hiç hoşlanmamıştı.

Bu yüzden bir gün oğlu Eros'u yanına çağırdı ve

onu dünyanın en çirkin erkeğine aşık ederek cezalandırması nı istedi.

Eros annesinin isteğini yerine getirmek için hemen yola koyuldu.

Psykhe'yi bulduğunda, çok gururlu olan ve kimseye aşık olmamakla övünen

bu genç kızı,dünyanın en çirkin, en kötü erkeğine aşık etmeye niyetliydi

ancak kalbini nişan alarak oku atmak üzereykenPsykhe'nin güzelliği aklını başından aldı.

Onu başkasına aşık etmek isterken kendisi aşık olmuştu.

Psykhe'yi alıp sihirli bir saraya götürdü.

Bu saray uyuyan bir ormanın ortasında kurulmuş,

muhteşem fakat ıssız bir saraydı.

Kanatlı güzel delikanlı gece karanlık düştükten

sonra kendini göstermeden saraya giriyor ve sevdiği ile buluşuyordu.

Sihirli sarayda bir insanın isteyebileceğ i her şey vardı.

Fakat Psykhe'nin tek istediği kendisini deliler gibi seven

bu delikanlının yüzünü görmekti.

Fakat Eros bunu kabul etmiyordu, gece hep karanlıkta geliyor

ve güneş doğmadan da gidiyordu, akşamları sarayda

ateş yada mum yakılmasını yasaklamıştı.

Psykhe ne kadar yalvarsa da fayda etmedi.

"Aşkımızın sırrını kalbinde taşıdığın sürece mutlu olacaksın" dedi

Eros "Beni görmeyi aklından bile geçirme,

kim olduğumu yada kimin oğlu olduğumu öğrenme,

bilmeden tanımadan beni körü körüne sev..

senden gizlenen şeyleri öğrenmeye çalışarak mutlu olma fırsatnı elinden kaçırma."

Ve Psykhe de bunu kabul etmiş..

Eros'u görmeden kim olduğunu bilmeden körü körüne sevmişti.

Birlikte çok mutluydular ancak

Psykhe'nin kızkardeşleri onların bu mutluluğunu kıskandılar..

bir gün kardeşlerini ziyarete geldiklerinde ona sevdiği

delikanlının dünyanın en çirkin en iğrenç en vahşi görünüşlü adamı olduğunu söylediler.

Eğer güzel bir delikanlı olsaydı, sevdiğinden yüzünü gizlemezdi,

seni böyle ıssız bir sarayda tutmzdı dediler.

Ve ona gece sevdiği gelmeden önce yanan bir

lambanın üzerine vazoyu ters çevirip koymasını söylediler

. Böylece Eros uyuduktan sonra vazoyu kaldırıp aydınlıkta onun yüzünü görebilecekti.

Psykhe merakına engel olamayarak kardeşlerinin dediklerini yaptı.

Yanan lambayı bir vazonun altına gizleyerek sevdiğini beklemeye başladı.

Eros her şeyden habersiz saraya dönmüş kendini sevdiği kadının kollarının arasına bırakmıştı.

Kısa sürede uykuya daldı. Psykhe Eros uyuyunca gürültü yapmadan yavaşça yataktan kalktı ve ters çevirdiği vazoyu alarak lambayı eline aldı, yatağa yaklaştığında gördükleri karşısında hayrete düştü. Çirkin ve iğrenç bir erkek görmeyi beklerken genç çok yakışıklı bir erkekle karşılaşmıştı. Eros'un yakışıklılığı dünyada ki başka hiç bir erkekle kıyaslanamadı. Yüzü tarif edilemeyecek kadar güzel bu delikalıyı görünce

Psykhe'nin ona duyduğu aşk daha da arttı.

.sevdiğini alnından öpmek için eğildiğinde elindeki tabağı düz tutamadığından içinde fitil bulunan lambanın kızgın yağından bir damla Eros'un çıplak omzuna damladı.

Eros duyduğu acıyla sıçrayarak uyandı. Sevgilisinin kendisini dinlemeyip yüzünü görmek için ona oyun oynadığını anlayınca hemen kanatlarını açıp uçarak oradan uzaklaştı.

Eros'un gitmesiyle Psykhe için yaptığı büyülü sarayda bozuldu.

Psykhe üzüntüden ne yapacağını bilmez olmuştu.

Hatası yüzünden dünyada her şeyden

çok sevdiği kişiyi kaybetmenin acısıyla yollara düştü.

Sevdiğini tekrar bulma ümidiyle tüm dünyayı dolaştı,

sayısız yerler gezdi ama bir türlü

Eros'un izine rastlayamadı. Nihayet dolaşmaktan bitkin bir halde

Aphrodite'in sarayının kapısını çaldı.

Onun kendisine acıyıp oğlunun yerini söyleyebileceğ ini düşünmüştü ancak

Aphrodite ona yardım etmek bir yana onu bir köle olarak çalıştırmaya başldı.

Zavallı Psykhe sevdiğine ulaşabilmek için buna da razı oldu ve

tek kelime dahi etmeden kendisine emredilen her şeyi yaptı.

Eros için her türlü acıya katlanmaya razı oldu.

Nihayet bir gün Eros'un yanan omzu iyileşti ve kendisine

bu kadar yürekten bağlı olan sevgilisinin kaderini değiştirmek için Olympos'a gitti.

Zeus'un ayaklarına kapanıp

Psykhe'nin kurtarılması ve kendisine eş olarak verilmesi için yalvardı.

Zeus onun tüm isteklerini kabul ederek

Hermes'e Psykhe'nin Olympos'a getirilmesini emretti.

Psykhe tanrılar katına getirildi ve orada hayatta her şeyden daha

çok sevdiği erkekle evlenerek çok mutlu bir hayat sürdü.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/7/2007 - Gec Kalmamak2

Kategori: Duygusal
Daha henüz 18 yaşındaydı, ama hayatının sonundaydı.
Tedavisi mümkün olmayan ölümcül bir kansere yakalanmıştı.
Kahır içinde eve kapamıştı kendini.. Sokağa çıkmıyordu.
Annesi.. Bir de kendisi.. O kadardı bütün hayatı..
Bir gün fena halde sıkıldı, dayanamadı, attı kendini sokağa..
Bir yığın vitrinin önünden geçti..
Tam bir CD satan dükkanı da geride bırakmıştı ki, bir an durdu.
 Geri döndü, kapıdan içeri, gözüne hayal meyal takılan genç kıza bir daha baktı.
Kendi yaşlarında harika bir genç kızdı tezgahtar.
.Hani ilk bakışta aşk derler ya, öyle takılıp kalmıştı işte..
İçeri girdi..Kız gülümseyerek koştu ona.. "Size nasıl yardım edebilirim" diye.
.Nasıl bir gülümsemeydi o.. Hemen oracıkta sarılıp öpmek istedi kızı.
.Kekeledi, geveledi, sonra "Evet" diyebildi..
 Rast gele bir plağı işaret ederek.. "Evet.. Şu CD'yi bana sarar mısınız?.."
 Kız CD'yi aldı, içeri gitti. Az sonra paket edilmiş geri geldi.
Aldı paketi, çıktı dükkandan, evine döndü, açmadan dolabına attı..
Ertesi sabah gene gitti aynı dükkana.. Gene bir CD gösterdi kıza, sardırdı, aldı eve getirdi, attı paketi dolaba, gene açmadan.. Günler hep alınıp sardırılan CD'lerle geçti..
 Kıza açılmaya bir türlü cesaret edemiyordu.
Annesine açıldı sonunda..Annesi "Git konuş oğlum, ne var bunda" dedi..
Ertesi sabah bütün cesaretini topladı.
Erkenden dükkana gitti. Bir CD seçti. Kız gülerek aldı plağı.
Arkaya gitti, paketlemeye.Kız içerdeyken bir kağıda "Sizinle bir gece çıkabilir miyiz" diye yazdı,
altına telefon numarasını ekledi, notu kasanın yanına koydu gizlice..
 Sonra paketini alıp kaçtı gene dükkandan..
İki gün sonra evin telefonu çaldı.. Anne açtı telefonu..
CD Dükkanındaki tezgahtar kızdı arayan..
Delikanlıyı istedi.. Notunu daha yeni bulmuştu ..Anne ağlıyordu..
Duymadınız mı" dedi.. "Dün kaybettik oğlumu.."
Cenazeden birkaç gün sonra, anne oğlunun odasına girebildi sonunda..
Ortalığa çeki düzen vermeliydi. Dolabı açtı..
Oraya atılmış bir yığın açılmamış paket gördü..Paketleri aldı,
 oğlunun yatağına oturdu ve bir tanesini açtı..
İçinde bir CD vardı, bir de minik not.."Merhaba.. Sizi öyle tatlı buldum ki..
 Daha yakından tanımak itiyorum.. Bir akşam birlikte çıkalım mı..
 Sevgiler.. Jacelyn!." Anne bir paketi daha açtı
. Onda da bir CD ve bir not vardı..
"Siz gerçekten çok tatlı birisiniz, hadi beni bu gece
davet edin, artık.. Sevgiler.. Jacelyn!..
alıntıdır

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/7/2007 - Biraz Su

Kategori: Duygusal
Biraz su..    
Yeni evli bir cift vardi.
Evliliklerinin daha ilk aylarinda, bu isin hic de
hayal ettikleri gibi olmadigini anlayivermislerdi.
Aslinda birbirlerini sevmiyor degillerdi.
Son zamanlarda o kadar sik olmasa da,
evlenmeden önce sik sik birbirlerini cok sevdiklerine dair ne kadar da dil dökmüslerdi.
Ama simdilerde, kücük bir soz, ufak bir hadise aralarinda orta capli bir kavganin cikmasina
yetiyordu.

 Bir aksam oturup, iliskilerini gozden gecirmeye karar verdiler.
Her ikisi de, bosanmayi istememekle beraber, islerin böyle gitmeyeceginin
farkindaydilar.
Erkek, "Aklima bir fikir geldi" dedi. "Bahceye bir agac dikelim
ve eger bu agac uc ay icinde kurursa bosanalim.
Kurumaz da buyurse bunu bir daha aklimizdan gecirmeyelim.
 Bu süre içinde de ayri ayri odalarda kalalim.
" Bu ilginc fikir haniminin da hosuna gitti.
 Ertesi gun gidip bir meyve fidani aldilar ve birlikte bahçeye diktiler.
 Aradan bir ay gecti. Bir gece bahcede karsilastilar.
Her ikisinin de elinde içi su dolu birer bidon vardi...
alıntıdır.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/7/2007 - Zamanın Degeri

Kategori: Duygusal
Eski çiftlik evini restore etmek için tuttuğum marangoz,
işteki ilk gününü zorlukla tamamlamıştı.
Arabasının patlayan lastiği onun işe bir saat geç
gelmesine neden olmuş, elektrikli testeresi iflas etmiş ve şimdi de eski
püskü pikabı çalışmayı reddetmişti.
Onu evine götürürken yanımda adeta bir taş gibi oturuyordu.

Evine ulaştığımızda beni, ailesiyle tanışmam için davet etti.
 Eve doğru yürürken küçük bir ağacın önünde kısa bir süre durdu,
dalların uçlarına her iki eliyle dokundu.
Kapı açıldığında ; adam şaşırtıcı bir şekilde değişti.
Yanık yüzü tebessümle kaplandı, iki küçük çocuğunu kucakladı
ve eşine kocaman bir öpücük verdi.

Daha sonra beni arabaya yolcu etmeye geldiğinde ; ağacın yanından
geçerken merakım daha da arttı ve ona eve giderken gördüğüm olayı
sordum."O,benim dert ağacım," dedi.
"Elimde olmadan işimde bazı sorunlar
çıkıyor, ama şundan eminim ki o sorunlar,
 evime, eşime ve çocuklarıma ait değil.

Bunun için bu sorunları her akşam eve girerken o ağaca asıyorum.
Sabahları  tekrar onları oradan alıyorum.
 Ama komik olan ne biliyor musunuz?
Ertesi sabah onları almaya gittiğimde,
astığım kadar çok olmadıklarını görüyorum.

" Öfkeyle geçen her dakikanız, mutluluğunuzdan çalınmış 60 saniyedir."

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/7/2007 - Sevgi Budur!

Kategori: Duygusal
Iste sevgi bu.

Oldukça yogun bir sabah..
Tahminen saat 8:30 da seksenlerinde,yasli
biradam basparmagindaki dikisleri aldirmak üzere içeri girdi.
 Çok acelesioldugunu söyledi,
zira saat tam 9:00 da bir randevusu varmis.
Onun canli titresimlerini hissettim adeta ve kendisine oturmasini söyledim.
Çünkü tedavisinin bitmesi ve onun birisini görmesi en azindan bir saat
sürerdi. Saatine baktigini görünce, baska bir hastam da olmadigi için
yarasi ile ben mesgul oldum. Tetkik ettigimde yaranin çok güzel iyilestigini
görünce doktorlardan birisine bantlari açmasini ve yeniden sarmasini
söyledim.
Yaranin tedavisi esnasinda konusmaya basladik.
Bu kadar acelesi olduguna göre acaba bu sabah-
bir doktorla mi randevusu oldugunu sordum.
Bana hayir diye cevap verdi.
Bana bakimevine gidip esi ile kahvalti
etmek için acelesi oldugunu söyledi.
O zaman esinin sihhatinin nasil oldugunu sordum.
Bana orada uzun bir süredir kaldigini ve Alzheimer hastaliginin bir
kurbani oldugunu nakletti.
Konusurken yarasini da sarmis bulundum ve
karisi onu beklerken biraz da geç kalmis olmasindan dolayi acaba esiniz
endise duyar mi dedim.
Bana bes seneden beri onun kim oldugunu bile
bilmedigini ve kendisini tanimadigini söyledi.
 Sasirmistim. "sizi tanimadigi halde
yine de her sabah onu görmeye mi gidiyorsunuz?" .
Elimi oksayarak gülümsedi.O beni tanimiyor ama;
 ben halen onun kim oldugunu biliyorum" dedi.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/7/2007 - Ateşle Suyun Aşkı

Kategori: Duygusal
ateşle suyun aşkı
Ateş bir gün suyu görmüş yüce dağların ardında
sevdalanmış onun deli dalgalarına.
Hırçın hırçın kayalara vuruşuna,
yüreğindeki duruluğa demiş ki suya:
Gel sevdalım ol,hayatıma anlam veren mucizem ol...

Su dayanamamış ateşin gözlerindeki sıcaklığa al demiş;
Yüreğim sana armağan...
Sarılmış ateşle su birbirlerine sıkıca, kopmamacasına...

Zamanla su, buhar olmaya,ateş, kül olmaya başlamış.
Ya kendisi yok olacakmış, ya aşkı...
Baştan alınlarına yazılmış olan kaderi de yüreğindeki kederi de
alıp gitmiş uzak diyarlara su...

Ateş kızmış, ateş yakmış ormanları...
Aramış suyu diyarlar boyu, günler boyu, geceler boyu
Bir gün gelmiş, suya varmış yolu Bakmış o duru gözlerine suyun,
biraz kırgın, biraz hırçın. Ve o an anlamış;aşkın bazen gitmek olduğunu.
Ama gitmenin yitirmek olmadığını....
Ateş durmuş, susmuş, sönmüş aşkıyla.

İşte o zamandan beridir ki:Ateş sudan,
su ateşten kaçar olmuş..Ateşin yüreğini sadece su,
 Suyun yüreğini sadece ateş alır olmuş..
alıntıdır

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/7/2007 - Yasamak Sevmek Ogrenmek

Kategori: Duygusal
yaşamak sevmek ve öğrenmek
Aşıklar sadece daha iyiyi umut etmeyi değil,
onu yapmak için çaba göstermeyi de öğrenirler.
Aşkı sıradan şeylerin tutsağı yapmak, onun tutkusunu almak
ve onu sonsuza kadar yitirmek demektir.

Gerçek sevgi, kimin daha kârlı çıkacağını düşünmeden
bir insana vermeyi düşünmektir.

Engellere üzerinden aşılacak fırsatlar olarak bakarsak
sadece çözüm bulmakla kalmayız,
kendimizin genel sorun çözme yeteneklerimizi de artırırız.

Sevgi yetişmek için en verimli toprağı sunar bize.
Sevgi, eski yaraları açmak değildir, onları kapatmaktır.
Ayağa kalkıp yaşamaya devam etmek demektir.

Kalp; tutkularımızın yaşadığı yerdir.
Çok narindir, kolayca kırılır ama inanılmaz derecede esnektir.
Kalbi aldatmaya çalışmanın anlamı yoktur.
Onun yaşaması bizim dürüstlüğümüze bağlıdır.

Yaşam; sevgiyle de korkuyla da yürütülse her zaman
bir serüvendir. Korku; yaşamın sınırlandırılması dır, hayırdır.
Sevgi; yaşamın özgürlüğe kavuşturulması dır. Evet deyin.

Derdin ne kadar oturmuş, görünüşün ne kadar umutsuz,
yanlışın ne kadar büyük olduğu hiç fark etmez.
Sevgiyi yeteri derecede anlamak hepsini yok edecektir.

Olgun insan, pek çok yol, pek çok çözüm ve
pek çok sonuç olduğunu bilir. Sevgi kusursuzlukta ısrar etmez.
Ama kim olduğumuz ve nasıl davrandığımız arasındaki
önemli ilişkiyi fark etmemizi gerektirir.

Ne kadar akıllı ya da duyarlı olursa olsun
herkesin yanlışlık yaptığını ve herhalde de yapmaya
devam edeceğini görüp bilmek rahatlatıcı bir şeydir.
O yüzden; neden kusurlarımızı kabul edip,
insan soyuna katılmıyor ve rahatınıza bakmıyorsunuz?

Kendilerine inananlar ve yaşadıkları ana güvenenler
yaşamı en keyifli bulanlardır. Bunlar, geçmişin pişmanlıklar değil,
anıları depolayacak bir yer olduğunu, geleceğin korku değil,
umutla dolu olması gerektiğini öğrenmişlerdir.
Ve bizim sadece günümüze ihtiyacımız vardır.

Sevmekle geçen bir yaşam; asla sıkısı olmayacaktır.

SENİ SEVİYORUM demekten asla bıkmayın ve sakınmayın.

Sadece kalp için hasat zamanı yoktur.
Sevgi tohumu sonsuza dek yeniden ekilmelidir

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/7/2007 - Yillar Gecsede Ask

Kategori: Duygusal
1942 yılında, soğuk bir kış gününde Nazi toplama kampının içinde genç bir asker
Dikenli tellerin ardından genç bir kızın geçtiğini görür.
Kız da aynı şekilde genci görünce heyecanlanır.
Duygularını ifade etmek çabasıyla, çitin üzerinden kırmızı bir elma atar.
Bu o şartlardaki bir asker için bir hayat, bir umut ve sevgi işareti anlamına gelmektedir
 ve mutlu olur. Genç adam, genç kızın uzattığı elmayı alır.
Parlak bir ışık onun karanlığına değmiştir.

Ertesi gün, bu genç kızı yeniden görmeyi umut etmenin bile çılgınca olduğunu duşünmesine rağmen, çitin ötesine bakmaktan kendini alamaz.
Dikenli tellerin öteki yanındaki genç kız ise, kendisini bu denli heyecanlandıran yüzü yeniden görmeyi arzular. Elinde elma ile koşarak çitin kenarına gelir.
Tipi ve dondurucu havaya rağmen kız, elmayı dikenli tellerin üstünden
uzattığında, kalbi birkez daha sıcak duygularla dolar.

Bu sahne birkaç gün boyunca tekrarlanır.
Sadece bir an ve  birkaç kelime edebilmek için bile olsa birbirlerini görmek için sabırsızlanırlar.
Bu anlık karşılaşmanın sonuncusunda, genç asker üzgün bir yüz ifadesi ve titreyen sesi ile;

-Yarın bana elma getirme, burada olmayacağım.
Beni başka bir kampa gönderiyorlar" der ve geri dönüp vedalaşamayacak kadar buruk bir şekilde uzaklaşır.

O günden itibaren, kederli anlarında o tatlı kızın görüntüsü gözlerinde canlanır.
Gözleri, sözleri, nezaketi, saflığı, utangaç yüz ifadesi...
Genç adamın tüm ailesi savaşta ölmüştür.
Tanıdığı hayat bütünüyle yok olmuş, sadece bu bir tek anı canlı kalarak kendisine umut vermeyi sürdürmüştü.

1957 yılında Amerika Birleşik Devletlerinde, her ikisi de göçmen olan, fakat birbirlerini tanımayan iki yetişkin, arkadaşları aracılığı ile tanışırlar.

-Savaş sırasında neredeydiniz? diye sorar kadın.
-Almanya da bir toplama kampındaydım diye yanıtlar adam.

Kadın tatlı bir tebessümle bir an uzaklara dalar ve daha sonra;

-Toplama kampındaki bir gence, elma attığımı anımsıyorum.
Bir kaç gün hep aynı yerden çitin öteki yanındaki askerle konuşur, bakışırdık.
 Sonra o gitti... Ama ben o nu hiç unutamadım. Hep sevdim... Çok sevdim.

Adam şaşkınlıkla sorar;

Bir gün o genç sana "Artık elma getirme, çünki başka bir kampa gönderiliyorum" dedi mi?

Kadın iyice şaşırmış bir ses tonu ile:

-Evet. Ama siz bunu nereden biliyorsunuz? diye sorar.

Adam kadının gözlerinin içine bakarak;

O genç asker bendim. Yıllarca hep düşündüm, hep o güzel birkaç günün anısı ile doldurdum düşlerimi. Benimle Evlenir misin?

1996 Yılında Sevgililer Gününde, Oprah Vintfrey televizyon şovunun çekimlerinde, aynı adam kırk yıllık eşine duyduğu sevgiyi bir kez daha milyonlar önünde anlattı.
alıntıdır.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

2/7/2007 - Askin Kurallari Varmış!

Kategori: Duygusal
1. Kurallari kadin koyar.
2.
Hiç bir erkek asla kurallarin tümünü bilmez.
3.
Kurallar her an, önceden haber verilmeksizin, degisebilir.
4. Kadin, erkegin kurallardan yarisindan fazlasini çözdügünü sezdigi anda, kurallari degistirir.
5. Kadin asla yanilmaz.
6.
Eger kadin hata yapmissa mutlaka erkegin yanlis yaptigi bir seyden kaynaklanmistir.
7. "Kural 6" durumu meydana geldiginde, erkek mutlaka özür dilemelidir.
8. Kadin, her an fikir degistirebilir.
9. Erkek, kadindan yazili izin almadan fikir degistiremez.
10.
Kadin her an sinirli olma hakkini elinde tutar.
11. Erkek, her an sakin olma durumundadir. Ancak, kadin erkege "Sen de sinirlen" emrini verdiyse erkek de sinirlenmelidir.
12. Erkek bu kurallarin nereden çiktigini soracak bir cüret gösterdigi taktirde, bedensel aci duyacagi sekilde cezalandirilmalidir.
13. "Asiklar Günü"nde kadinlarin bu kurallara da uyma mecburiyetleri yoktur, hiç bir kural tanimazlar
Babende den Alıntıdır

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Sagdaki Katagorilere mutlaka Goz Atin

Kategoriler

Arkadaşlarım