Gerekli Olan Hersey Katagorilerde

3/12/2007 - Webte Videolarim

Kategori: Okuyalim
Suandan itibaren Elimdeki Videolari 3farkli video Paylasim Sitesinden Yayinlamaya Basliyorum
1)You Tube EbrahemTr nikim
2)Dialy Motion EbrahemTr nikim

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/7/2007 - Dostluk

Kategori: Okuyalim
*Dostluk, gereğince tanımlanamazlardandır
ve ancak, yaşamakla anlaşılır.
*Bu yüzden dostluk, şiir gibi, aşk gibi anlatılmaz yaşanır.
*Dahası bir ucu şiire düşer dostluğun bir ucu aşka.
Şiiri ve aşkı bilmeyen bilemez dostluğu, dost olmayınca da şiiri ve aşkı.
*Ucuz arkadaşlıkları dost olmak sananlar,
kandan öte can kardeşliği olarak gelen dostlukları anlayamaz.
*Okkalı bir yürek taşımayan, o yüreği her dem dağıtıp, toplamayan tadamaz onu.
Çünkü şiirin ve aşkın barınmadığı yerde dostluk barınmaz.
*Ne dini ne dili ne cinsi ne de kavmiyeti vardır dostluğun.
Bir köprü gibi kurulur coğrafyalar arasına.
Arzın bir ucunda yanan ateşte, yanar kavrulur öteki ucunda.
Ayağa adım olur, dile söz olur, yaraya merhem,
omuza dokunuş olur.İki eli kanda da olsa.
*Dost, saklayandır, sırtlanandır, paylaşandır.
*Dostluk iki dünyayı tutan bir yemin, sonuna kadar sadakat,
sonuna kadar kefillik ve şahitliktir.
*Dostluk gören ve gösteren bir aynadır.
 *Her dostluk dilini kendi kurar,imtihanı ve icazeti kendindendir.
*Dostluk aynı yerde durmak değildir belki.
Daha çok, aynı yöne bakmak, aynı yöne yönelmek ve yürümektir.
 *Bazen yollar dost kılar insanı, bazen dostluklar yola koyar.
*Dostluk bir yoldur. Gerçek dost yarı yolda koymaz,
*Nasıl yarı yolda koymazsa gerçek aşklar. Dost istenilmez, olunur.
Çünkü her kadının başka bir Leyla oluşu ve farklı bir okla vuruşu gibidir dostluk
.* Tarifesiz bir mektup gibi gelir.
Dostluk belli bir mahremiyetin eritilip aynı kaba dökülmesiyle
 oluşan ortak bir mahremiyettir.
*Her mahremiyet gibi dostluk da soruların, kelimelerin ve sözlerin bittiği yerdir.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/7/2007 - Farkli Bakmak

Kategori: Okuyalim
Bir zamanlar efendisinin evine
 her gün nehirden su taşıyan bir köle vardı.
 Köle boynunda taşıdığı bir
sopanın iki ucuna birer kova asar,
bu kovaları nehirden aldığı su ile doldurur ve eve getirirdi.
Ancak kovalardan birisi birkaç yerinden delinmiş eski bir kovaydı.
Dolayısıyla, nehirde ağzına kadar doldurulan
suyun ancak yarısını tutabilirdi eve kadar.
Diğeri ise yep yeni ve sağlam bir kovaydı.
Suyu hiç sızdırmadan taşırdı.
 Tam iki yıl bu böylece devam etti.
Sucu köle nehirde iki tam kova dolduruyor,
 efendisinin evine geldiğinde ise geriye sadece bir buçuk kova su kalıyordu.
Deliksiz kova bu başarısıyla gurur duyuyor ve ?
Ben işimi tam görüyorum? diyerek böbürleniyordu
. Zavallı delik kova kusurundan dolayı utanıyor ve
 kendisinden beklenenin sadece yarısını yapabildiği için hep üzülüyordu.
İki yıl boyunca deliğinden su sızdırmayı içine
 sindiremediği için, bir gün dile gelip nehir kenarında sucuya şöyle dedi:
-Ey sucu insan! Kendimden utanıyorum ve senden özür dilemek istiyorum.
-Niye ki? diye sordu sucu.
-Neden utanıyorsun?
-İki yıl boyunca, yan tarafımdaki çatlaklar yüzünden
sular akıp gitti ve yükümün sadece yarısını efendinin evine götürebildim.
 Benim kusurum nedeniyle sen de gayretlerinin karşılığını tam alamıyorsun.
Sucu eski delik kovaya acıdı ve şefkatli bir sesle şöyle dedi:
-Efendinin evine dönerken, yol kenarındaki çiçeklere bir dikkat et istersen.
Gerçekten de, tepeye çıkarken, delik kova yol
 kenarındaki enfes yaban çiçeklerini gördü ve bu onu
birazcık neşelendirdi. Ama yolun sonunda yine kederlendi,
ünkü yükünün yarısını yine çatlaklardan akıtmıştı.
Bu başarısızlığından ötürü sucudan yine özür diledi. Sucu kovaya şöyle dedi:
-Yolun sadece senin tarafında çiçekler açtığını,
 diğer tarafında hiç çiçek olmadığını farketmedin mi?
Bu neden böyle biliyor musun?
 Ben senin delik olduğunu baştan beri biliyordum ve bundan faydalanmak istedim.
 Senin tarafındaki yol kenarına çiçek tohumları ektim.
 Ve her gün dereden dönerken onları sen suladın.
İki yıl boyunca bu güzel çiçeklerle efendimin masasını süsleyebildiysem,
bu senin sayende oldu. Senin sayende, efendimin odası böylesine güzelleşti..

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/7/2007 - Kusur

Kategori: Okuyalim
Yaşlı bir marangozun emeklilik çağı gelmişti. işveren müteahhidine,
çalıştığı konut yapım işimden ayrılmak ve eşi,
büyüyen ailesi ile birlikte daha özgür bir yasam sürmek tasarısından söz etti.
Çekle aldığı ücretini elbette özleyecekti. Emekli olmak ihtiyacındaydı,
 ne var ki. Müteahhit iyi isçisinin ayrılmasına üzüldü.
Ve ondan, kendine bir iyilik olarak, son bir ev daha yapmasını rica etti.
 Marangoz kabul etti ve ise girişti, ne var ki gönlünün yaptığı iste
 olmadığını görmek pek kolaydı.
 Bastan savma bir işçilik yaptı ve kalitesiz malzeme kullandı.
 Kendini adamış olduğu mesleğine böyle son vermek ne talihsizlikti!.
.işini bitirdiğinde, işveren, evi gözden geçirmek için geldi.
Dış kapının anahtarını marangoza uzattı. "Bu ev senin" dedi,
"sana benden hediye". Marangoz soka girdi. Ne kadar utanmıştı!

Keşke yaptığı evin kendi evi olduğunu bilseydi!
O zaman onu böyle yapar miydi! Bizim için de bu böyledir.
Gün be gün kendi hayatımızı kurarız.
 Çoğu zamanda, yaptığımız işe elimizden gelenden daha azını koyarız.
Sonra da, şoka girerek, kendi kurduğumuz evde yaşayacağımızı anlarız.
 Eğer tekrar yapabilsek, çok daha farklı yaparız. Ne var ki, geriye dönemeyiz.

Marangoz sizsiniz. Her gün bir çivi çakar,
bir tahta koyar ya da bir duvar dikersiniz.
 "Hayat bir kendin yap tasarımıdır" demiştir biri.
Bugün yaptığınız davranış ve seçimler, yarın yaşayacağınız evi kurar.
 Öyle ise onu akıllıca kurun.

Hepimizin kendimize özgü kusurları vardır.
Hepimiz aslında çatlak kovalarız. Büyük planda hiçbir şey ziyan edilmez.
Kusurlarınızdan korkmayın. Onları sahiplenin.
Kusurlarınızda gerçek gücünüzü bulduğunuzu bilirseniz eğer,
siz de güzelliklere sebep kalabilirsiniz.
"İnsanlarla birlikte büyüseler bile, kurdun eniği yine kurt olur."
alıntıdır

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/7/2007 - 4mum

Kategori: Okuyalim
ir odada dört mum sessizce yanıyordu.
O kadar derin bir sessizlik hüküm
sürüyordu ki odada, aralarındaki fısıltı şeklindeki konuşmalar bile
rahatlıkla işitiliyordu.

1. Mum "ben Barış'ım!" dedi. Ancak kimse benim sürekli yanık
kalıp, etrafima ışık saçabilmeme yardımcı olmuyor.
 Artık sönmek üzereyim... Ve sessizce karanliğa gömülüverir...

2. Mum "ben İman'ım" der. Ama artık gerekli olduğuma inanmıyorum..
 Yanık kalmamın da bir kıymeti kalmadı, diye eklerken hafif bir esinti ışığını
söndürüverir.

3. Mum çok üzgündür. "Ben SEVGİ'yim" ama etrafıma ışık verecek gücüm kalmadı.
İnsanlar beni hep kenara itiyorlar.
Kendilerine en yakın olanları bile
sevmemeye başladılar. Sessizce söner gider Sevgi mumu...

O sırada içeri aniden bir çocuk girer. 3 mumun söndüğünü görünce sebebini
sorar ve niçin sonuna kadar yanmadıklarına hayıflanarak ağlamaya başlar.

4. Mum, yumuşak ve yatışıtırıcı sesi ile çocuğa ağlamamasını söyler.
"Korkma ben etrafıma ışık saçtığım sürece diğerleri yeniden yanarlar ve onlar da
aydınlatmaya devam ederler.
Zira ben UMUD'UM !" Gözleri parlayan çocuk umut
mumunu alır ve diğerlerini sevgiyle teker teker yakar.

İçinizdeki umut mumunun saçtığı ışığı asla söndürmeyin.
Küçük çocuk gibi diğer sönmek üzere olan üç mumun da
 sürekli yanık kalmalari için çaba harcayın...
alıntıdır

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/7/2007 - Affetmek

Kategori: Okuyalim
Affet beni baba...
Evlendiğinden beri evinde kalan babası yüzünden eşiyle sürekli tartışıyordu.
Eşi babasını istemiyor ve onun evde bir fazlalık olduğunu düşünüyordu.
Tartışmalar bazen inanılmaz boyutlara ulaşıyordu.
 Yine böyle bir tartışma anında; eşi, bütün bağları kopardı ve
"Ya ben giderim, ya da baban bu evde kalmayacak" diyerek rest çekti.
. Eşini kaybetmeyi göze alamazdı.

Babası yüzünden çıkan tartışmalar dışında mutlu bir yuvası,
sevdiği ve kendini seven bir eşi ve birde çocukları vardı.
Eşi için çok mücadele etmişti evliliği sırasında.
 Ailesini ikna etmek için çok uğraşmış ve çok sorunlarla karşılaşmıştı.
 Hâlâ onu ölürcesine seviyordu.

Çaresizlik içinde ne yapacağını düşündü ve kendince bir çözüm yolu buldu.
 Yıllar önce avcılık merakı yüzünden kendisi için yaptırdığı kulübe tipi dağ evine götürecekti babasını. Haftada bir uğrayacak ve ihtiyacı neyse karşılayacak,böylelikle eşiyle de bu tür sorunlar yaşamayacaktı.

Babasına lâzım olacak bütün malzemeleri hazırladıktan sonra yatalak babasını yatağından kaldırdı ve kucakladığı gibi arabaya attı. Oğlu Can, "Baba bende seninle gelmek istiyorum" diye ısrar edince onu da arabaya aldı ve birlikte yola koyuldular.

Karakışın tam ortalarıydı ve korkunç bir soğuk vardı.
Kar ve tipi yüzünden yolu zor seçiyorlardı.
Minik Can, sürekli babasına "Baba nereye gidiyoruz ?" diye soruyor ama cevap alamıyordu.
 Öte yandan; nereye götürüldüğünü anlayan yaşlı adamsa gizli gizli gözyaşı döküyor oğlu ve torununa belli etmemeye çalışıyordu.

Saatler süren zorlu yolculuktan sonra dağ evine ulaştılar.
 Epeydir buraya gelmemişti. Baraka tipindeki dağ evi artık çürümeye yüz tutmuş,
tavan akıyordu. Barakanın bir köşesini temizledi hazırladı ve arabadan yüklendiği yatağı oraya itina ile serdi.Sonra diğer malzemeleri taşıdı en son da babasını sırtlayarak yatağa yerleştirdi.

Tipi, adeta barakanın içinde hissediliyordu.
Barakanın içinde fırtına vardı adeta.
Çaresizlik içinde babasını izledi. Daha şimdiden üşümeye başlamıştı.
Yarın yine gelir bir yorgan ve birkaç battaniye getiririm diye düşündü.

Öyle üzgündü ki, dünya başına göçüyor gibiydi.
O, bu duygular içindeyken babası, yüreğine bıçak saplanmış gibiydi.
Yıllarca emek verdiği oğlu tarafından bir barakaya terk ediliyordu.
Gururu incinmişti, içi yanıyordu ama belli etmemeye çalışıyordu.
Minik Can ise olanlara hiçbir anlam veremiyordu.
 Anlamsızca ama dedesinden ayrılacak olmanın vermiş
olduğu üzüntüyle sadece seyrediyordu.

Artık gitme zamanıydı. Babasının yatağına eğildi,
yanaklarını ve ellerini defalarca öptü.Beni affet der gibi sarıldı, kokladı.
Artık ikisi de kendine hakim olamıyor ve hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.
Buna mecburum der gibi baktı babasının yüzüne ve
Can'ın elini tutup hızla barakayı terketti. Arabaya bindiler.

Can yola çıktıklarında ağlamaya başladı, neden dedemi o soğuk yerde bıraktın diye.
 Verecek hiçbir cevap bulamıyordu, annen böyle istiyor diyemiyordu.

Can: "Baba, sen yaşlandığında ben de seni buraya mı getireceğim?"
diye sorunca dünyası başına yıkıldı.
 O sorunun yöneltilmesiyle birlikte deliler gibi geri çevirdi arabayı.
 Barakaya ulaştığında "Beni affet baba." diyerek babasının boynuna sarıldı.
Baba oğul sıkı sıkı sarılmış çocuklar gibi hıçkıra hıçkıra ağlıyorlardı.

Oğlu: "Baba beni affet! Sana bu muameleyi yaptığım için beni affet!" diye hatasını belli ediyordu...Babası oğlunun bu sözlerine en anlamlı cevabı veriyordu...
"Geri geleceğini biliyordum yavrum.
Ben babamı dağ başına atmadım ki, sen beni atasın...
 Beni bu dağda bırakamayacağını biliyordum.
alıntıdır

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/7/2007 - Kum ve Taş

Kategori: Okuyalim

Bu hikayede iki arkadaşın çölde yürüdüğünü anlatır.
Yolculuğun bir noktasında bir tartışma olur ve biri diğerine tokat atar.
Tokadı yiyen canı acır ama bir şey söylemeden kurma şöyle yazar:

“ BU GÜN EN İYİ ARKADAŞIM BENİ TOKATLADI”
Bir vahaya gelene kadar yürümeye devam ederler ve suya girmeye karar verirler. Tokadı yiyen bataklığa saplanır ve boğulmak üzereyken arkadaşı kurtarır. Boğulmadan kurtulan, kurtulduktan hemen sonra bir taşa şöyle yazar:

“BU GÜN EN İYİ ARKADAŞIM HAYATIMI KURTARDI”

Tokadı atan ve hayat kurtaran sorar:
“Canını acıttığımda kuma yazdın, neden şimdi taşa ?

Diğeri cevaplar:
“Birisi canımızı yaktığında kuma yazmalıyız ki
bağışlama rüzgarı silebilsin, ama biri bizim için
iyi bir şey yaparsa taşa kazımalıyız hiçbir rüzgar silmesin.”
alıntıdır.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/7/2007 - Sevgi icin gec Kalmamak

Kategori: Okuyalim
Seni seviyorum" diyebilmek.. .
15 yıl kadar önceydi. Tommy'yi ilk o gün görmüştüm.
 'İnancın Tarihi' dersimin öğrencilerinden biriydi.
Uzun saçlı, değişik bir gençti. Sınıfta benimle en çok tartışan öğrenci oldu.
 Tanrı'ya kayıtsız şartsız inanmayı kabullenmiyordu.
Mezun olurken bana, imalı imalı
"Günün birinde Tanrı'yı bulacağıma inanıyor musun, hocam?" dedi...
"Hayır" dedim, yumuşakça.
"Yaa..." dedi. "Oysa senin bu derste Tanrı'yı pazarladığını sanıyordum hocam..."
Kapıdan çıkıp gitmek üzereyken arkasından bağırdım:
"Tanrı'yı bulabileceğini düşünmüyorum.
Ama o seni mutlak bulacak, bir gün, eminim."

Tommy omzunu silkip yürüdü.
Mezuniyetten sonra izini kaybetmiştim ki, acı haberi kendisi getirdi bana.
 Ölümcül kansere yakalanmıştı.
Odama girdiğinde zayıflamış, çökmüştü. Kemoterapi, o uzun saçlarını dökmüştü.
Ama gözleri hâlâ pırıl pırıldı.
"Birkaç haftalık ömrüm kalmış hocam" dedi.
"Sana bir şey sorabilir miyim?" dedim.
"Tabii," dedi... "Ne öğrenmek istiyorsun?"
"Sadece 24 yaşında olmak ve ölmekte olduğunu bilmek nasıl bir şey?"
"Daha kötüsü olabilirdi. 50 yaşında olmak, kafayı çekmek,
 kadınları becermek ve müthiş paralar kazanmayı, yaşamak sanmak gibi..."

Sonra niye geldiğini anlattı: "Okulun son günü sana Tanrı'yı bulup bulamayacağımı sormuş,
 'Hayır' yanıtı alınca şaşırmıştım. Sonra 'Ama o seni bulur' dedin...
 İşte bunu çok düşündüm.
Doktorlar ciğerimden parça alıp kötü huylu olduğunu söyleyince,
Tanrı'yı aramayı ciddiye aldım birden.
Habis ur diğer hayati organlarıma yayılmaya başlayınca sabahlara kadar dualar etmeye başladım. Hiçbir şey olmadı...
Bir sabah uyandığımda, ilahi bir mesaj alma yolundaki umutsuz çabalarımdan vazgeçiverdim, aniden. Ömrümün geri kalan vaktini,
Tanrı, ölümden sonra hayat falan gibi şeylerle geçirmeyecektim.
Daha önemli şeyler yapma kararı aldım.
O zaman gene seni düşündüm..
 'En büyük mutsuzluk sevgisiz bir hayat sürmektir.
Bundan daha kötüsü de bu dünyadan, sevdiklerine
'Seni seviyorum' diyemeden gitmektir' demiştin.
 Son günlerimi bu eksiği gidermekle harcayacaktım işte...
 En zorundan başladım. Babamdan..."

Oğlu yanına geldiğinde babası gazete okuyormuş.
"Baba seninle konuşmam lazım" demiş, Tommy.
"Peki konuş oğlum."
"Yani çok önemli bir şey..."
Babası gazeteyi 10 santim indirmiş o zaman aşağı: "Neymiş o bakalım?"
"Baba, seni seviyorum. Bunu bilmeni istedim..."

Tommy gülümsedi, arkasını anlatırken..
Babasının elinden yere düşmüş gazete.
Hayatında hiç yapmadığı iki şeyi yapmış:
Tommy'ye sarılmış ve ağlamış.

Sabaha kadar konuşmuşlar.
Babası ertesi sabah işe gitmek zorunda olduğu halde.

"Annem ve kardeşimle daha kolay oldu" diye devam etti Tommy.
 "Onlar da bana sarılıp ağladılar.
Yıllardır bana söylemedikleri, söyleyemedikleri şeyleri anlattılar...
Bütün bunları yapmak için bu kadar geç kalmış olmama üzüldüm sadece.
Ölümün gölgesi üzerime düşünce kalbimi açıyordum,
bana aslında çok daha yakın olması gereken insanlara."
"Tommy" dedim, "Sandığından çok önemli şeyler söylüyorsun, tüm insanlığa...
Sen Tanrı'yı bulmanın en emin yolunu anlatıyorsun.
 Onu sadece kendine ayırmak, sadece ihtiyaç duyunca aramak işe yaramaz.
Ama hayatını sevgiye açarsan o gelir seni bulur...
Bunu anlatıyorsun farkında mısın?" Devam ettim: "Tommy bana bir iyilik yapar mısın?
Bunları gelip sınıfımda da anlatabilir misin?"

Bir gün tespit ettik. Ama Tommy gelemedi o gün.
Ölümle hayatı sona ermemişti tabii. Şekil değiştirmişti.
Büyük bir adım atmıştı sadece... İnanmaktan, görmeye geçmişti.

Ölümünden önce son bir defa konuşmuştuk. "Söz verdiğim derse gelemeyeceğim.
Çok halsiz ve bitkinim hocam," demişti.
"Anlıyorum Tommy!"
"Benim yerime onlara sen anlatır mısın hocam? Sen anlatır mısın?
Herkese, bütün dünyaya benim için anlatır mısın?"
"Anlatırım Tommy" dedim... "Anlatırım, merak etme..!"

İnsanlara "Seni seviyorum" demek için, ölümü beklemenize gerek yok.
Şimdi, hemen şimdi başlayabilirsiniz.
Başlayın ki, hayatınız güzelleşsin, zenginleşsin. Hem...
Şimdi başlamazsanız, belki de söyleme şansınız hiç olmayabilir

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/7/2007 - Doktor ve Hastası

Kategori: Okuyalim
DERS
Dr.Paul Ruskin, öğrencilerine psikoloji dersini
okuturken bir olay anlatıyor;
-Hasta ne konuşuyor,nede söylenenleri anlıyor
-Bazen saatlerce anlaşılmaz şeyler geveliyor,
-Zaman,yer yada kişi kavramı yok
-Yalnız, nasıl oluyorsa kendi adı söylendiğinde tepki veriyor.
-Son 6 aydır onun yanındayım,ne görünüşü için çaba sarfediyor
nede bakımı
yapılırken yardım ediyor,
-Onu hep başkaları besliyor ve yıkayıp,giydiriyor.
-Dişleri yok yiyeceklerin püre halinde verilmesi gerekiyor
-Gömleği salyalardan dolayı sürekli leke içinde
-Yürüyemiyor
-Uykusu düzensiz
-Gece yarısı çığlık çığlığa uyanıp herkesi kaldırıyor
-Çoğu zaman mutlu ve sevecen, fakat bazen ortada sebep yokken
sinirleniyor,biri gelip onu yatıştırana kadar feryat figan
bağırıyor.

Bu olayı anlattıktan sonra,
Ruskin öğrencilerine böyle bir
hastanın bakımını  üstlenmeyi isteyip istemediklerini sorar.
Öğrenciler bunu  yapamayacaklarını söylerler.
Ruskin,kendisinin bunu büyük bir zevkle ve istekle yaptığını ve
mutlaka onlarında yapması gerektiğini söyleyince öğrenciler hayrete
düşerler.
Daha sonra Ruskin bahsettiği hastanın fotoğrafını dolaştırmaya
başlar.Fotğraftaki kişi; doktorun altı aylık küçük kızıdır.....
alıntıdır.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/7/2007 - Tum Servet

Kategori: Okuyalim
EN PAHALI RESİM
Avrupa'nın ünlü sanat merkezi kentlerinden birinde çocuğun biri vitrinde çok
hoş bir tablo görür. Tablo belli ki oldukça pahalıdır.
Çocuk bu tablonun bir sonraki sene
ağabeyinin doğum gününe almayı ister ve
Bir iş bulup kıt kanaat geçinerek biriktirdiği tüm para ile o mağazaya gider.
Şanslıdır, tablo satılmamıştır. İçeri girer ve tabloyu bir süre izledikten
sonra resmi yapan sanatçıyı bulur ve:
"Ağabeyimin doğum günü için bu resmi satın almak istiyorum.
Tüm param da bu kadar." der.
Ressam bir süre düşündükten sonra tabloyu paketler ve resmi satar.
Çocuk paketini alır ve teşekkür ederek çıkar.
Mağazada adamın arkadaşları da vardır ve şaşkın şaşkın sorarlar:
"Sen ne yaptın! O resmin değeri milyon ederdi
Neden bu kadar az bir rakama sattın?"
Adam cevap verir:
"Evet, ben bu resme milyonlarını verecek bir sürü insan bulabilirdim.
 Ancak tüm servetini bu resme verecek kaç kişi bulabilirdim?"
alıntıdır.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Sagdaki Katagorilere mutlaka Goz Atin

Kategoriler

Arkadaşlarım